psikedelik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
psikedelik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Nisan 1972 Salı

bir hastanın son sözleri

tüm bunlar bir hastanın son sözleridir.


saçlarımdan damlayan kanlar yok bu gece karşımda oturan bardakta. her şeyde bir misafir havası... dolap, masa, koltuk, olmayan ayna, kalkmaya kalkışan kitaplar, maket uçak,bardağın içindeki ballı sıvı. ben. elim, kolum, saçım, gözüm, kulağım, sesim, aklım.


içimi parçalayan öksürük.


sindirilmemiş kurgular etrafta yüzüyor. benim hepsi! astığım insanlar ruhlarıyla, kırdıklarım da ellerinde sevgili kalpleriyle savruluyor etrafımda; haklarını istiyorlar benden.
ahh içimi parçalayan öksürük... parça parça... parçalayan, zihnimi parçalayan öksürük nöbetleri. sindirilmemiş kurgular derime yapışıyor her vuruşunda. her vuruşunda savrulan ruhları kim sandığına kapatacak şimdi? 

-o da kim?
-kim?
-şuradaki?
-ha evet, sana benzeyen...
-evet ben, saçlarından kan şerbeti damlayan.


öksürükten de boğucu; bulanıklığın arasında bana gözlerini dikmiş benle yüz yüzeyim.




22 Eylül 1971 Çarşamba

bir porsiyon beyin salatası

tepemin tasını attırmayı başardım uzun zaman sonra. arka fonda “şarkılar beni söyler, dillerde name adım…” diye giden(?) şarkıyı dinlerken hayatımdaki tüm öküzleri andığım için reel öküzlerden de özür dilemem gerekti. ne tantanalı iş bu yahu! allahtan kuzenim imdadıma yetişip iç dökme aşamasında boşaltıma gönüllü destek verdi ve operasyon pak-ı pür bir şekilde tamamlandı.

netice:
-insanları aynadaki boyutlarından farklı görmek için yapılan artistik açı kazanımları tarihe gömüldü.
-mallık kat sayısını azaltmak için hint cevizi rüyası yerine sahici bir azim devreye sokuldu.
-terzinin kendi söküğünü dikmedeki başarısını hep birlikte görmek isteyen ahaliyi hayal kırıklığına uğratmamak için altyapı çalışmalarının gecenin ilerleyen saatlerine kadar devam etmesi kararlaştırıldı.
-kayıp kız sedayı arama çalışmaları son sürat devam ederken, bünye tarafından görevli birliklere ek kuvvetler atandı.
-“yeter artık, biri bu kızı susturmalı!” diyen şamatacı balıkçı oltasının ucunda denize salındı.

13 Eylül 1971 Pazartesi

iyi yolculuklar...

“seda’ya kendini tanıma seyahatinde iyi yolculuklar…” (A. 23.01.2005)

küçük kırmızı bir arabanın içinde, kendini bildim bileli devam eden bir deney bu. örnek aldığım sayılı kişilerden birisiyle vakti zamanında yaptığım, aklımın o sırada başka yerde olduğu ve ne dediğimi tam olarak bilmediğim bir konuşmadan sonra bana hediye edilen, güzel bir arşivden çıkma birkaç kitaptan birinin bana özel iç kapak notu.
kendi kendimin kurbanı mıyım, emin değilim.

en iyisi beni bir kenara atıp, etrafı mı yaşamaktı yoksa; kendimi es geçip, dışarıdaki havayı mı solumalıydım? mutluyum ki bunu yapmadım ve araba hala yoluna devam ediyor. =)

bu yer, oraya buraya not aldığım yolculuk notlarımın üstü açık barınağı; bana şans dileyen kitap içi notu da isim babası. nedense bunu bugün paylaşmak istedim, sanki bir minnet borcunun tahsilatını yapar gibi.
her neyse saat geç oldu.
bazen gerekli olsa da, cümlemin sonuna nokta gelmemesi dileğiyle… =)

11 Eylül 1971 Cumartesi

anlamadın değil mi?

kadınlarla çocukların en sevdiğim ortak yönü sokak ortasında rahatça ağlayabilmeleri.

çantam o kadar ağır ki omzumda taşıyamadım, elime aldım; aynı bunları yazarken elimi taşıyamayıp ona kızıp söylenmem gibi; ona da söylendim, içinde sen vardın ve o vardı ikinizi de aynı anda çıkartıp ikinizle de yüzleşecektim, ama sen ağır bastın ve daha yolda baskınlığını gösterdin, kim bilir kaç asır sonra, birinizle beynime-kalbime birinizde bedenime etki edecektim, sonra derken senin işini bitirip seni öldürecek ve hayata mum ışığının isleri arasında kaybettiğim seni arayarak devam edecektim. seni öldürmek dışında hepsini yaptım.

-bunlardan haberin yok; beynini çalıştırırsan olacak ama yok, olmayacak, imkanı yok; son körebemizden beri gözlerin bağlı.

hayalimde insanlar oynatırım hep, kişiler gerçek fakat rolleri ve gidişatları kimi zaman farklı olarak. telaşa gerek yok, orada aynı yerde aynı rolde kalacaksın; bundan haberin olmayacak ama orada olacaksın; ne kadar batırsan da.

bak acıtır diye kadının şarkısını açmıyorum, aklıma bu yazı getiriyor; olmayan bu yazı. paravan ardından oynanan oyunu, rollere bürünmüş hayalleri, masalları, yeşilleri, dalgaları, sessizliği, nefes alıp vermeyi, umursamazlığı, önemsemeyi, sevmeyişini, benim de sevmeyişimi, yakınlığımızı ve birleşikliğimizi, sanki bir ruhtan bölünmüş iki parçayız, kendi kozamızda aptallığımızla büyüyoruz derken, seni görüşümü ve gülümseyişi, lanet olsun ikimizde ahmağız, sürünüyoruz, ben sürüyorum ya da.

-anlamadın değil mi?

kadınlar yolda rüzgarla beraber gözyaşları süzüldüğünde sorun olmaz, çocuklar da. istediğimiz olmamıştır bizim, deli gibi onu isteriz. ruhumuz özgür ya ne çok benziyor gözyaşı nedenlerimiz.
ruhumuzda gömülü kıskançlığı çalmaya gelecek bir hırsız yok mu? bir koleksiyoner yok mu? benimkisi çok özel, bu dozu kimse bünyesinde kolay kolay barındıramaz. ya cam fanusta biriktirilmiş hormonlu anı kolajları? alın onları, çalın! hastayım ben, insan davranışlarını büyütüp kılıf giydirmek gözle görünür tek sorunum.

ben ağlarken “çok güzelsin” diyenler vardı. insanlar üzgünken daha mı çekici olur, anlayamadım? ya da daha kırılganlar diye daha mı mühim gelir her şey; etraf ve söyledikleri gibi mesela? yüzümden düşen parçaları ben nasıl toparlayacağımı düşünürken… beraber yıldız sayma hikayesini boşver.

kadın harika şarkısını harika söylüyor…

bir oyuncağa ya da şekere tav olsam ne güzel olurdu; küçük bir ayı, barbi bebek, uçan balon, salıncak, kaydırak, şeytan uçurtması, legolar, çikolata, lolipop, jelibon… normal şartlarda hepsi kabulüm.  ama işte insan büyüyünce istekler de, hayal gücüne, beynine, bedenine ööfff ne bileyim gelişme gösteriyor işte; ben gibi, seni istemem gibi. yetmiyor. mutlu etmiyor.

çiçek dürbününden bakıyorum ben yine, dünya daha renkli, renkler daha özgür olsun diye. gözyaşı grisi damlıyor görüntüme; gri ya, belirsiz ya…

göz ucuyla saati hesaplıyorum ve son öpücük!

-02:45 ve elveda…









kadın harika şarkısını harika söylüyor…

23 Ağustos 1971 Pazartesi

ruh hali analizi

bundan yaklaşık bir asır önce oldu ne olduysa; şıp diye bir şey damlayıverdi üstüme; anın aldığı ilerleme kararıyla  birlikte dayanamadı o minik damla ve dağıldı elime, yüzüme, her tarafıma...

saflıkla şeytanlık ne kadar kardeş ya da aptallıkla körlük?
aahh, birde cevabı netleştirebilsem de içimdeki birilerini tokatlama isteği ortadan kalksa. =)



*ruh hali analizi

13 Ağustos 1971 Cuma

iyi ki doğmuşum =)

iki gün sonra doğum günüm. 

bundan yaklaşık 87 yıl önce, a pardon yanlış oldu, 25 yıl önce hislerime göre sıcak bir ağustos gününde doğuvermişim.

- eee? şimdi ne olacak? çeyrek asrın şerefine ne gibi sürprizler düzenlenecek bu kıza?

hıımmm… o sabah baş ucumda bir mustang anahtarı olmayacağını, şans oyunlarının yine beni es geçeceğini, hitler amcamla bir kahve bile içemeyeceğimizi, pastadan syd’in çıkmayacağını, uzaylılar tarafından kaçırılmayacağımı, bana özel striptiz yapılmayacağını, dünyanın bilmem kaçıncı harikası ilan edilmeyeceğimi, lennon amcamla gevezelik edemeyeceğimizi, sanat galerilerinin hala aklımda tutmayı tercih ettiğim işleri almak için sırada beklemeyeceğini, dünya turuna çıkamayacağımı, güvenli bir otostop yolculuğu yapamayacağımı, beyninin en azından yüzde birini kullanabilme yeteneğine sahip ve o organıyla kalbi arasındaki kanalları tıkanmamış birini bulamayacağımı, kimseye uçan tekme atamayacağımı, bisiklet sürmeyi öğrenemeyeceğimi, balık tutamayacağımı, paraşütle atlayamayacağımı, astral seyahat yapamayacağımı, lambadan “sahip sonsuz dilek hakkın var sahip” diyen, mavi ton ton bir cin çıkmayacağını, üçüncü dünya savaşının başlamayacağını, mars’ın kafayı tozutup bize kafa atmayacağını, adıma festivaller düzenlenmeyeceğini, usta splinter muamelesi göremeyeceğimi tahmin eder gibiyim. =)

ne mutlu bana! :/

25 Temmuz 1971 Pazar


bir yol hikayesi yazmaya heveslendim.
-yollar...
-yollar…
-yollar…
-şu koca bünyeyi yutsalar… :p

yaz tatili için bir yerlere gittik geçenlerde ve yolda bir şeyler geldi aklıma. gelen neydi? birisi. güya tanıdığım, belki de sahiden tanıyorum; işte onu da içine alayım dedim aklımdakilerin. hıımm… dürüst olalım dostum, o beni götürdü, ben değil.
-tamam tamam yersiz yere romantik rollere bürünmeyelim!

hikayem otobüste geçiyor. ayçiçeği paketli manzarama bakıp onlara özenmiştim; yeni yetmeliği aşalı çok olmasına rağmen ne özenmesiyse :p  
-seda, seda, seda, koca kızım benim. sen kalktın onu güneşin ilan edip, ona mı yöneldin?
-martaval, inanma sakın!
-ama bir an uyku baskın gelmişti; ama direnmeye kararlıydım; ama kulaklıktan sakin, sakinliğiyle ruhumu dizginleyen bir şarkı geliyordu. kadın sahiden harika söylüyordu ve bu şarkıyı beraber dinliyorduk. derken olan oldu; hayatın sarı tonlarından başımı çevirdiğimde bir güneşe ihtiyacım olduğunu hissettirdi içimdeki ve ona başımı çevirdiğim sırada, onu güneşim ilan ettim. uzun süre gevezelik ettik güya. sonra aynı müthiş sakin şarkıyı dinledik, başımızı beraber dışarıya çevirip hayatın topraktan başlayıp başlamadığını sorduk kendi kendimize; karar vermekte zorlandıktan sonra bıraktık soruları ve yine kadını dinledik, gülümsedik.
tüm bunlar olurken… acilen uyumalıydım. 

haşikio (konuşma diliyle tam bir bütünlük içinde olmalıyım:p) artıklarından bir tomarı içime çektim önce, sonra gözlerim istem dışı kapandı, derken hemen o hava tomarını def ettim ve burnum farklı bir kokuyu almaya başladı. sol omzumda anlamsız bir ağırlık… aynı istemsiz hareketle başımı sol tarafa çevirdim; tadaa!!

-nerde o!
-yok!
-hiç yok muydu!
-hayır az önce buradaydı!
kadın hala müthiş sakin, harika şarkısına devam ediyor…

-uyumam lazım, diyorum kendime. kapatmalıyım gözlerimi artık.


ve kadın hala müthiş sakin şarkısını söylerken göz kapaklarım istemli olarak düşüyor…




                                                              -25 Temmuz 1970