bir yol hikayesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bir yol hikayesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Mayıs 1972 Salı

buzzzz



dün; "tanrı gözlerimi aldı. o yüzden gerçek gwynplaine'i yalnızca ben görebiliyorum." bu sözü ilk duyduğumda içim bir tuhaf olmuştu, hala da öyle.

bana bu cümleleri kurduran asıl mesele, az önce dediğim sözün üstüne bugün oldu; dolaylı olarak aynı şeyden içim ürperdi. gözleri görmeyen dae'nin, sevgilisi gwynplaine'e söylediği sözün gerçek hayattaki ölçüsüydü önüme dikilen.

konunun açıklaması yok çünkü komik, basit, ne bileyim olabildiğince saçma ama hepsini bastıracak kadar da vurucu! "belki de kafam bugün biraz fazla karışıktı, buz gibiydim diye içimi kemirdi olan biten" diyesim geliyor ya değil; beş sene öncesine fırlatıldım bir an ve hala midem bulanıyor.


"tamam, kapatalım bu konuyu!" kolay sindirilmese de herkes farklı, sıvışıp gitmek içinse henüz geç değil.

yarın olduğunda bu dediklerim dün olacak, dün de kendinden sonraki günün temeliyse, yarın bölgesel sibirya kahkahalarıyla geçecek. 

11 Nisan 1972 Salı

bir hastanın son sözleri

tüm bunlar bir hastanın son sözleridir.


saçlarımdan damlayan kanlar yok bu gece karşımda oturan bardakta. her şeyde bir misafir havası... dolap, masa, koltuk, olmayan ayna, kalkmaya kalkışan kitaplar, maket uçak,bardağın içindeki ballı sıvı. ben. elim, kolum, saçım, gözüm, kulağım, sesim, aklım.


içimi parçalayan öksürük.


sindirilmemiş kurgular etrafta yüzüyor. benim hepsi! astığım insanlar ruhlarıyla, kırdıklarım da ellerinde sevgili kalpleriyle savruluyor etrafımda; haklarını istiyorlar benden.
ahh içimi parçalayan öksürük... parça parça... parçalayan, zihnimi parçalayan öksürük nöbetleri. sindirilmemiş kurgular derime yapışıyor her vuruşunda. her vuruşunda savrulan ruhları kim sandığına kapatacak şimdi? 

-o da kim?
-kim?
-şuradaki?
-ha evet, sana benzeyen...
-evet ben, saçlarından kan şerbeti damlayan.


öksürükten de boğucu; bulanıklığın arasında bana gözlerini dikmiş benle yüz yüzeyim.




28 Şubat 1972 Pazartesi

mutluluk pratikleri


huzurluyum...


bugün kalkmış, dünse yatmıştım. tanrı’yla biraz sohbet etmiştim öncesinde, günah-af işleri falan. pijamalarımı giyip, boy aynasında boyumu ölçtükten sonra bunu yapasım gelmişti; bu da, ailece yenilen yemekten hemen sonraydı, yemek boyu nefret ettiğim kardeşimin bacaklarını son kez doya doya tekmelemeden önce onun son çorbasına son kozumu kattıktan sonralardan. birkaç gün ciddi ciddi oturup planını yapmak zorunda kalmıştım bu imha olayının, o benden önce davranmadan önce.

çok öncesindeyse, günler rutinliğe tutunmuş gidip gelirken, biz de haftalarca hastanelere gidip gelmek zorunda kalmıştık. bilerek bir kaza olmuştu nedense; salıncağı ittiresim gelmişti, kardeşiminse öncesinde salıncaktan düşesi; annemin bizi oynamamız için parka gönderdiği gün; hani önceki gün denizde yüzerken kardeşimin kolluklarını şortumdaki iğneyle patlattığım günün birkaç gün sonrasında.

o gün kalkmış, dünüyse yatmıştım; tanrı’yla aramı daha sağlam tutmak için ona daha çok zaman ayırdığım gecenin sonrasında. hayat okulla devam etmeden öncelerden bahsediyorum, boyumun bin milim olduğu zamanlar.

defalarca annemden azar işitim. neden? sevgili kardeşim beni anneme şikayet ediyordu. çünkü gece boyu hiç susmadan ona hayalet hikayeleri anlatıyordum. öncesinde gece uyumak için yatağıma yattığımda, gözlerimle karanlık odayı tarıyordum malzeme bulmak için; ama bunun da öncesinde, babama hayaletleri sordum durdum; televizyonda ilk defa korku filmi gördükten sonra ilgi alanıma girdi bu karanlık eğlence. öncesindeyse canım ikizimin oyuncak bebeğinin içini tıka basa haşerelerimle doldurmuştum, çünkü koleksiyonum için sevimli ve düzenli aralıklarla evcilik oynayarak onlara evlerinin sıcaklığını aratmayacak bir ev lazımdı; çünkü öncesinde böcek ve örümcek avcılığı yapıyordum bacak kadar boyuma bakmadan. kocaman banda yapıştırdığımı döndürüp döndürüp inceledim; ağıyla aşağı inen bir örümceği bantladım önce, elimde bantla oynarken birden karşıma çıkıvermişti. 

o gün gözlerimi açmış öncesindeyse hiç kapatmamıştım. iyi hatırlıyorum, nedense benden sonra gelenin boğazı garip bir ipe bağlıydı; bunu içerde de fark etmiştim sanki. öncesinde boğulur gibi yapası gelmişti. sert hareketlerimden kaçarken yanlışlıkla o kordona takılmıştı, belki ondandır. annem heyecanlanıp kahkahalar atıyordu, çünkü hemen öncesinde ve aynı anda tekmeler atıyordum onunla içerde olmamak için. onun da öncesinde tekmeler attım durdum ince zarın ötesinde, hemen yanımda benle yüzen çirkin şeye, ama öncesinde o hep karşımdaydı, onu karşımda buldum ne gerek varsa. o gün artık tek değildim. öncesinde benden bir şey kalktı, başka birini yaptı.


bunların öncesinde yola çıkmıştım hedefe doğru, her yer karanlıktı; hepsinden önceyse gece ve sesler vardı. 



                                                                                                                  

25 Temmuz 1971 Pazar


bir yol hikayesi yazmaya heveslendim.
-yollar...
-yollar…
-yollar…
-şu koca bünyeyi yutsalar… :p

yaz tatili için bir yerlere gittik geçenlerde ve yolda bir şeyler geldi aklıma. gelen neydi? birisi. güya tanıdığım, belki de sahiden tanıyorum; işte onu da içine alayım dedim aklımdakilerin. hıımm… dürüst olalım dostum, o beni götürdü, ben değil.
-tamam tamam yersiz yere romantik rollere bürünmeyelim!

hikayem otobüste geçiyor. ayçiçeği paketli manzarama bakıp onlara özenmiştim; yeni yetmeliği aşalı çok olmasına rağmen ne özenmesiyse :p  
-seda, seda, seda, koca kızım benim. sen kalktın onu güneşin ilan edip, ona mı yöneldin?
-martaval, inanma sakın!
-ama bir an uyku baskın gelmişti; ama direnmeye kararlıydım; ama kulaklıktan sakin, sakinliğiyle ruhumu dizginleyen bir şarkı geliyordu. kadın sahiden harika söylüyordu ve bu şarkıyı beraber dinliyorduk. derken olan oldu; hayatın sarı tonlarından başımı çevirdiğimde bir güneşe ihtiyacım olduğunu hissettirdi içimdeki ve ona başımı çevirdiğim sırada, onu güneşim ilan ettim. uzun süre gevezelik ettik güya. sonra aynı müthiş sakin şarkıyı dinledik, başımızı beraber dışarıya çevirip hayatın topraktan başlayıp başlamadığını sorduk kendi kendimize; karar vermekte zorlandıktan sonra bıraktık soruları ve yine kadını dinledik, gülümsedik.
tüm bunlar olurken… acilen uyumalıydım. 

haşikio (konuşma diliyle tam bir bütünlük içinde olmalıyım:p) artıklarından bir tomarı içime çektim önce, sonra gözlerim istem dışı kapandı, derken hemen o hava tomarını def ettim ve burnum farklı bir kokuyu almaya başladı. sol omzumda anlamsız bir ağırlık… aynı istemsiz hareketle başımı sol tarafa çevirdim; tadaa!!

-nerde o!
-yok!
-hiç yok muydu!
-hayır az önce buradaydı!
kadın hala müthiş sakin, harika şarkısına devam ediyor…

-uyumam lazım, diyorum kendime. kapatmalıyım gözlerimi artık.


ve kadın hala müthiş sakin şarkısını söylerken göz kapaklarım istemli olarak düşüyor…




                                                              -25 Temmuz 1970