kafa yoran kuruntular etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kafa yoran kuruntular etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Mayıs 1972 Salı

buzzzz



dün; "tanrı gözlerimi aldı. o yüzden gerçek gwynplaine'i yalnızca ben görebiliyorum." bu sözü ilk duyduğumda içim bir tuhaf olmuştu, hala da öyle.

bana bu cümleleri kurduran asıl mesele, az önce dediğim sözün üstüne bugün oldu; dolaylı olarak aynı şeyden içim ürperdi. gözleri görmeyen dae'nin, sevgilisi gwynplaine'e söylediği sözün gerçek hayattaki ölçüsüydü önüme dikilen.

konunun açıklaması yok çünkü komik, basit, ne bileyim olabildiğince saçma ama hepsini bastıracak kadar da vurucu! "belki de kafam bugün biraz fazla karışıktı, buz gibiydim diye içimi kemirdi olan biten" diyesim geliyor ya değil; beş sene öncesine fırlatıldım bir an ve hala midem bulanıyor.


"tamam, kapatalım bu konuyu!" kolay sindirilmese de herkes farklı, sıvışıp gitmek içinse henüz geç değil.

yarın olduğunda bu dediklerim dün olacak, dün de kendinden sonraki günün temeliyse, yarın bölgesel sibirya kahkahalarıyla geçecek. 

6 Şubat 1972 Pazar

bir artı bir bir eder mi?


-iyi misin?
-bir artı bir... iki eder.
-ne?
-bir artı bir iki eder. bir etmez.
-ateşin var senin.
-jeanne? bir artı bir, bir eder mi?




ayrı ayrı iki şey her zaman toplamda ikiyi vermezden yola çıkarak bütünleşmiş bir hayalden söz etmek isterim; “ben” ve “ben” ve kim demiş iki birin toplamı iki diye? inanmam!

evet, ortada iki olan bir şey var ya, o kanımca sonuç değil. ya da ortada esasen hiç iki yok, hep tek var; toplam diye bir şey yok, olmamalı zaten. her şey aynı, herkes aynı; kimi şeyler daha da aynı.

aynı olan iki şey iki olmaz değil mi ya?

  
farklı kahramanları, farklı yönlerden sivrilterek bu düşünce üzerine şekil alabilecek kelimeleri aklımda kovalarken, bir diyaloğa denk geldim veee aradığım cümleler karşımdaydı. yukarıda, konuklara “hoş geldiniz” demesi için görev verdiğim metin, “içimdeki yangın” filminin sonlarına doğru düğüm çözüldüğünde, kardeşlerinin babaları olduğunu öğrenen iki kardeşin arasında geçen konuşmadır. demek istediğim de ucundan kıyısından bunun gibi. bazen iki farklı kişi de yönleri bakımından sadece bir kişi olur, pek çok zıttın aslında tek olması gibi.



bazı şeyler kimi zaman fazla aynı olur; iki yoktur.





20 Aralık 1971 Pazartesi

yeni dünya

kendine doğru; 
“benim küçük dünyam… benim küçük dünyam…”

tüm gün kendine kendine bunu tekrarlatarak geçti durdu bir kararın izinden. durdu…
durmamış daha; zaman…

adımlarını hızlandırıyor onlardan kaçmak için. nasıl bir kovalamacadır bu?

yansımaları duvarda, kaldırımda, elbisesinde, havada; düşünceleri aklında, korkusu göz bebeklerinde.

-adımlar hadi daha hızlı! yetişirlerse mahvolduk. oraya varırsak temizinden, tamamdır bu iş. koşun!

onu merak ediyor ardındakiler. ona karışmak istiyorlar, kollarını uzatıyorlar dillerini uzatıyorlar; ellerini, dillerini; aklından geçenleri okuyorlar onun. özgürlüğünü…

bir süredir aklında bu cümle dönüp duruyor, bir kararın izinden; “benim küçük dünyam…”
yeni bir dünya inşasına başladı; planlar, projeler, malzemeler, düş yatırımı daha neler neler…
ya bunlar kim? bu yüzü olmayan şekiller? hep peşindeler… bazen önündeler, bazen hiç yoklar, kayıplar, çoğu zamansa hemen ardındalar, onunlalar. kimler?

-gölgeler…

gözünde kestirdiği hedefe gelene kadar peşinde olacaklar. kesin.
kesin…
-kesin şu kovalamacayı!

adımları hızlanıyor.
yolda rastladığı güzel taşlar var. çabuktan eğilip alıyor onları, “temize çıkınca uzun uzun sohbet eder tanışırız” deyip cebine atıyor.
bir taş…
iki taş…
üçüncü taş…
dördüncü…

güvenli bölgeye az kaldı yavrum, işte köşe orda.
-koş!
-işte ordayım, geldim. bir adım kaldı. geniş, kontrollü bir açıyla dönüşü yaparsam… iyi de köşenin öbür tarafını göremiyorum ki.

cebindeki destelerce ahbabı yokladı, ordalar, ona sesleniyorlar; “dikkatli ol!”

ve köşeyi dönmek için geniş bir açı belirleyip adımını saldı peşindekilere inatla.

ona da ne!
-böööö!!



planlar bazen plan dışı gelişebiliyor... 



“benim küçük dünyam… benim küçük dünyam…”