çiçek dürbünü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çiçek dürbünü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Haziran 1972 Pazar

kara komedi


:cool:
inanılmaz mutluyum! uzun bir aradan sonra bugün yine sınava girdim!!

-"seda'nın ösym maceraları" sezon 5 bölüm 2. şiddet, suç, fantastik ve komedi öğeleri içerir. çocukların ulaşamayacakları yerlerden izleyiniz.

eveeettt, toplum sağlığı için gerekli olan uyarıları da yaptıktan sonra sezon finali sürprizimizin asla olmayacağını, sadece az önce belirtilen tür özelliklerine “seçmeli çıplaklık” seçeneğinin ekleneceğini belirtelim. diyebiliriz ki, süper starımız o gün çekimlere okul görünümü verilmiş set içindeki figüranları diskalifiye etmek için biraz farklı gidecektir. :ikieliylegözlerinikapatansmile:
ne de olsa paragraf paragraf nefes alma pratiklerinden, o sayılı saatler için bizden uzak durması gerekenlerden, başla kağıt arasında olması gereken açıdan, göz bebeğiyle kalem ucunun münasebetinden, uyulması gereken kurallardan bahsedilmiş ama kılık kıyafet için cümlecik bile kurulmamış. yani buradaki asıl hedef, sıkı yönetim doktrinlerinde unuttukları giyim kurallarını başa kakmak ve bir-iki rakibi masumane bir şekilde elemek, hepsi bu. =)

şaka, latife, espri, eğlenelim-öğrenelim, güldürü...




“müşkülpesent” kelimesini, kelime olarak çok seviyorum da, onu sevmem, sormadan etmeden gelip üstüme yapışabileceği anlamına gelmiyor. tabi ki benim böyle söylemem de sadece havada asılı kalmakla yetiniyor; neden? çünkü kendileri baya baya arsız! yahu sırf üşengeçliğimden soğuktan donarken üstüme bir şey almaya ya da cebimdeki tokayı çıkartıp saçımı toplamaya erinen benim, kafamdaki hayalleri, plana döküp adam gibi hedef belirlemem 21 yaşıma gelmemi gerektirdi. :s tabi bu süreçte şunu da bizzat tecrübe ettim ki, özel yetenek sınavları sahiden de “yetenek” işi. heyecan yenme, konsantre olma, geç kalmama ve bıkmadan devam etme gibi gibi gibi...

hoş, halimden memnunum. eminim ösym de memnundur bu durumdan. :|

tabi ne mutlu bana ki, bu süreçte oldukça çeşitli insan türleri tanıdım ve tam gaz devam ediyorum. =) antropoloji mi okusam acaba? :p

ama amaaa, gelecekle ilgili planlarımdan birisi; ilerde bir çocuğum olursa, hiç üşenmeden ona katalog katalog hedef belirleme yöntemleri göstereceğim. 







9 Aralık 1971 Perşembe

bilmece

bir dilek tutalım. 
bir dilek tutma vakti.
tam zamanı.
ortalık sessiz.
kimse yok.
dilek var.
ben yok. 
dilek var. 
dilek yeter.
bir dilek tutmanın zamanı.
tam zamanı.
yakalamanın vakti zamanı.
kaç dakka öncesini?
beş dakka.
beş nokta bir dakka.
beş nokta iki dakka.
dakka.
dilek tutmaca.
dilek neyse?
dilek sadece.
hupp.
tamam bu iş.
dedim içinden.
dileğin içinden dilek tuttum ben.




bilmece. =)

11 Eylül 1971 Cumartesi

anlamadın değil mi?

kadınlarla çocukların en sevdiğim ortak yönü sokak ortasında rahatça ağlayabilmeleri.

çantam o kadar ağır ki omzumda taşıyamadım, elime aldım; aynı bunları yazarken elimi taşıyamayıp ona kızıp söylenmem gibi; ona da söylendim, içinde sen vardın ve o vardı ikinizi de aynı anda çıkartıp ikinizle de yüzleşecektim, ama sen ağır bastın ve daha yolda baskınlığını gösterdin, kim bilir kaç asır sonra, birinizle beynime-kalbime birinizde bedenime etki edecektim, sonra derken senin işini bitirip seni öldürecek ve hayata mum ışığının isleri arasında kaybettiğim seni arayarak devam edecektim. seni öldürmek dışında hepsini yaptım.

-bunlardan haberin yok; beynini çalıştırırsan olacak ama yok, olmayacak, imkanı yok; son körebemizden beri gözlerin bağlı.

hayalimde insanlar oynatırım hep, kişiler gerçek fakat rolleri ve gidişatları kimi zaman farklı olarak. telaşa gerek yok, orada aynı yerde aynı rolde kalacaksın; bundan haberin olmayacak ama orada olacaksın; ne kadar batırsan da.

bak acıtır diye kadının şarkısını açmıyorum, aklıma bu yazı getiriyor; olmayan bu yazı. paravan ardından oynanan oyunu, rollere bürünmüş hayalleri, masalları, yeşilleri, dalgaları, sessizliği, nefes alıp vermeyi, umursamazlığı, önemsemeyi, sevmeyişini, benim de sevmeyişimi, yakınlığımızı ve birleşikliğimizi, sanki bir ruhtan bölünmüş iki parçayız, kendi kozamızda aptallığımızla büyüyoruz derken, seni görüşümü ve gülümseyişi, lanet olsun ikimizde ahmağız, sürünüyoruz, ben sürüyorum ya da.

-anlamadın değil mi?

kadınlar yolda rüzgarla beraber gözyaşları süzüldüğünde sorun olmaz, çocuklar da. istediğimiz olmamıştır bizim, deli gibi onu isteriz. ruhumuz özgür ya ne çok benziyor gözyaşı nedenlerimiz.
ruhumuzda gömülü kıskançlığı çalmaya gelecek bir hırsız yok mu? bir koleksiyoner yok mu? benimkisi çok özel, bu dozu kimse bünyesinde kolay kolay barındıramaz. ya cam fanusta biriktirilmiş hormonlu anı kolajları? alın onları, çalın! hastayım ben, insan davranışlarını büyütüp kılıf giydirmek gözle görünür tek sorunum.

ben ağlarken “çok güzelsin” diyenler vardı. insanlar üzgünken daha mı çekici olur, anlayamadım? ya da daha kırılganlar diye daha mı mühim gelir her şey; etraf ve söyledikleri gibi mesela? yüzümden düşen parçaları ben nasıl toparlayacağımı düşünürken… beraber yıldız sayma hikayesini boşver.

kadın harika şarkısını harika söylüyor…

bir oyuncağa ya da şekere tav olsam ne güzel olurdu; küçük bir ayı, barbi bebek, uçan balon, salıncak, kaydırak, şeytan uçurtması, legolar, çikolata, lolipop, jelibon… normal şartlarda hepsi kabulüm.  ama işte insan büyüyünce istekler de, hayal gücüne, beynine, bedenine ööfff ne bileyim gelişme gösteriyor işte; ben gibi, seni istemem gibi. yetmiyor. mutlu etmiyor.

çiçek dürbününden bakıyorum ben yine, dünya daha renkli, renkler daha özgür olsun diye. gözyaşı grisi damlıyor görüntüme; gri ya, belirsiz ya…

göz ucuyla saati hesaplıyorum ve son öpücük!

-02:45 ve elveda…









kadın harika şarkısını harika söylüyor…