sen etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sen etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Aralık 1971 Pazar

bir karar alınıyor bu akşam...

bir karar alınıyor bu akşam.

kızla çocuk kilometrelik masaya oturmuş ve uzun uzadıya düşündükleri kendileri dahil kimse tarafından bilinmeyen bir konu hakkında yeniden adım atıyorlar. bir şeyleri değiştirecekler kendilerinde bu kararla. kız değiştirecek daha doğrusu, çocuk da ona yardım edecek ve belki o da yuvarlanacak kızla.
kızla çocuk kendilerini belki de bir ölçüde kandıracaklar.
gözlerini yumup.

işe kızın sindiremediği şeyle başlamak en güzeli diye düşündüler önce.

-çocukla.

balyozlarla, bıçaklarla saldırdırlar çocuğa; işi biter gibi oldu ufaktan.

bu işte hisleri figüran tayfasında bile yeri yok.




-ufukta görülen... ufukta ne görünüyor?





kız, kısa zaman önce zaman doldurdu oğlanın tekiyle; zamanın kum taneleri aklının hava boşluklarını doldurdu zamanla; taşanlar kalbine aktı; boş zaman tüm ruhunu ele geçirdi zamanla. "boş zaman" şarkısı uydurdu kız diline, doladı diline o şarkıyı, her sabah onunla uyandı, sabah ve akşam.

-kum tanelerinin sahici sahibi nerdeymiş, kimmiş?
-çok gezermiş, çok bilirmiş.

kızın gözleri aracılığla... "zamanın zamanı doldu" deyiverdi bir gecede oğlan! yer yarıldı, boşlukları işgal etmiş tüm taneler içine gömüldü. bir gecede.
-bir gecede.

def oluş, o def oluş oldu oğlan için, bakan oldu ama gören olmadı bir daha oğlanı.
-bir gecede.





bir gecede bir karar alınacak.
bu gece.
oğlanın geri aldığı kum tanelerini kız çocuğa devretmeyecek bu kararla.
-boş zamanları yok avuçlarında.

karar alınacak gibi. kızı değiştirecek bu karar.
ufukta ne görünüyor?
ne var orda?
kim değişecek?


çocuk, kızın yüzünü göremeyeceği kadar uzun olan masanın bir ucundaki yerinden kalktı. yaklaştı kıza doğru. elinde kum tanesi yok. aklında kum tanesi yok. yavaşça silüeti silikleşti.

ve bir ruh kızın elini tuttu. 



11 Eylül 1971 Cumartesi

anlamadın değil mi?

kadınlarla çocukların en sevdiğim ortak yönü sokak ortasında rahatça ağlayabilmeleri.

çantam o kadar ağır ki omzumda taşıyamadım, elime aldım; aynı bunları yazarken elimi taşıyamayıp ona kızıp söylenmem gibi; ona da söylendim, içinde sen vardın ve o vardı ikinizi de aynı anda çıkartıp ikinizle de yüzleşecektim, ama sen ağır bastın ve daha yolda baskınlığını gösterdin, kim bilir kaç asır sonra, birinizle beynime-kalbime birinizde bedenime etki edecektim, sonra derken senin işini bitirip seni öldürecek ve hayata mum ışığının isleri arasında kaybettiğim seni arayarak devam edecektim. seni öldürmek dışında hepsini yaptım.

-bunlardan haberin yok; beynini çalıştırırsan olacak ama yok, olmayacak, imkanı yok; son körebemizden beri gözlerin bağlı.

hayalimde insanlar oynatırım hep, kişiler gerçek fakat rolleri ve gidişatları kimi zaman farklı olarak. telaşa gerek yok, orada aynı yerde aynı rolde kalacaksın; bundan haberin olmayacak ama orada olacaksın; ne kadar batırsan da.

bak acıtır diye kadının şarkısını açmıyorum, aklıma bu yazı getiriyor; olmayan bu yazı. paravan ardından oynanan oyunu, rollere bürünmüş hayalleri, masalları, yeşilleri, dalgaları, sessizliği, nefes alıp vermeyi, umursamazlığı, önemsemeyi, sevmeyişini, benim de sevmeyişimi, yakınlığımızı ve birleşikliğimizi, sanki bir ruhtan bölünmüş iki parçayız, kendi kozamızda aptallığımızla büyüyoruz derken, seni görüşümü ve gülümseyişi, lanet olsun ikimizde ahmağız, sürünüyoruz, ben sürüyorum ya da.

-anlamadın değil mi?

kadınlar yolda rüzgarla beraber gözyaşları süzüldüğünde sorun olmaz, çocuklar da. istediğimiz olmamıştır bizim, deli gibi onu isteriz. ruhumuz özgür ya ne çok benziyor gözyaşı nedenlerimiz.
ruhumuzda gömülü kıskançlığı çalmaya gelecek bir hırsız yok mu? bir koleksiyoner yok mu? benimkisi çok özel, bu dozu kimse bünyesinde kolay kolay barındıramaz. ya cam fanusta biriktirilmiş hormonlu anı kolajları? alın onları, çalın! hastayım ben, insan davranışlarını büyütüp kılıf giydirmek gözle görünür tek sorunum.

ben ağlarken “çok güzelsin” diyenler vardı. insanlar üzgünken daha mı çekici olur, anlayamadım? ya da daha kırılganlar diye daha mı mühim gelir her şey; etraf ve söyledikleri gibi mesela? yüzümden düşen parçaları ben nasıl toparlayacağımı düşünürken… beraber yıldız sayma hikayesini boşver.

kadın harika şarkısını harika söylüyor…

bir oyuncağa ya da şekere tav olsam ne güzel olurdu; küçük bir ayı, barbi bebek, uçan balon, salıncak, kaydırak, şeytan uçurtması, legolar, çikolata, lolipop, jelibon… normal şartlarda hepsi kabulüm.  ama işte insan büyüyünce istekler de, hayal gücüne, beynine, bedenine ööfff ne bileyim gelişme gösteriyor işte; ben gibi, seni istemem gibi. yetmiyor. mutlu etmiyor.

çiçek dürbününden bakıyorum ben yine, dünya daha renkli, renkler daha özgür olsun diye. gözyaşı grisi damlıyor görüntüme; gri ya, belirsiz ya…

göz ucuyla saati hesaplıyorum ve son öpücük!

-02:45 ve elveda…









kadın harika şarkısını harika söylüyor…

3 Eylül 1971 Cuma

kayıp çocuk

aynı havayı soluyan kişiler olduk kaç boyutun devrinden sonra; kaç masaldan, kaç baş ve yan rölün başarıyla veya tökezlenerek oynanmasının, kaç kahramanlığın, kaç maskaralığın, kaç gülümseyişin, kaç kaosun, kaç kalenin yıkımının ardından bu görevi bize vermişti sonunda gidişat; göz bebeklerimizde birbirimizin silüeti asla belirmeyecek şekildeydi planı ve uymak zorundaydık, uyduk.


bugüne dair...

bugüne dair gözümünü kapatınca bir hayal beliriyor, ben evrenin dev köstekli saatine bir tekme savurup kör topal bırakıyorum onu ve orda bulunma ihtimalinin olduğunu neremden çıkarttıysam, bir alanda seni aranıyorum. etraftakiler güneşin benden taraf olduğunu anlamadan kıyametin geldiğini düşünüyor ve yarım kalan ne işleri varsa yapmak için koşturuyorlar, sanki yapabileceklermiş gibi, sanki birisi onlara "aferin" diyecekmiş gibi, yarım kalınca sanki bir b*ka yarayacakmış gibi... seni arıyorum, yarın olmadan seni bulmalıyım.

boşalan-dolan-ağlayan-saçmayan-kirlenen-nefes almaya çalışan bu alanda... korkarım ki kollarım sağa sola açık boş yere debeleniyorum.

ama...

sen de onlar gibi yapabilirsin; ben seni bulmaya çabalarken, -sana gülümsemem lazım, gülümseyişimi anlayan sen varsın tek- yapman gereken(!) ne varsa yapabilir sonra da rotanı kaynağına çevirebilirsin. daha kolay olur zaten bu.

yarın...

sen olmayacaksın ki.

sen bugün varsın. yarın olmaycaksın.

zaman benden intikam almaya kalkacak kendine gelince ve o zaman daha hızlı dönecek bana, belki yutacak beni. bugünün acısı azgın nehre saçılmış çocuklarından çıkaracak.

sen yarın olmayacaksın, bense o salak alanda hala sarsakça seni arıyor olacağım, kayıp çocuk.



ama belki...

ama belki tüm bunların gözümün önünde oynayan bir kurmaca olduğunu kendime anlatabilirim.



görevi başarıyla tamamladık kayıp çocuk!
-aferin!