gün gösterisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gün gösterisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
16 Ocak 1972 Pazar
tesadüf bu ya
gün güne rastladı
sınırlarını çizdiğimiz
günün ertesinde.
zaman ve bilim
olanca kuvvetleriyle
birleşme gayretindedir,
bu rastlantı sonucunda.
insanlık ölümsüzlüğün
tahtına oturmuş olacaktır;
bunu başarabilirlerse eğer.
zaman, beraberinde getirir
sınırlarla birleştiğinde
sınırları aşan gücü...
bugün bahsi geçiyorsa
yüzyıl öncesinden
bir bilim adamının,
sınırları aşarak geldiğindendir.
zamana hükmediştir bu
zaman ve bilim
sonsuzluğu da aşacaktır;
birleşimlerinin haşmetiyle.
sınırları aşmak ölümsüzlükse;
rakiplerine şans dileye dileye
tesadüflerini ortadan kaldırıp
istediğini elde ettiğinde
sınırsızlıklar sınırlarla sınırlanacaktır.
gün-se yayıncılık iftiharla takdim etti.
12 Aralık 1971 Pazar
gün gösterisi
bir sonbahar günü düşün...
yazın sıcağıyla kavurduğu ne varsa, yaza olan "daha çok yakar uslu duralım" düşüncesi yüzünden ancak sonbaharda rengini atmaya başlamış.
cennetin sararmış elbisesi gibi bir çayır olsun bu; ucu görünmeyen; başı, sonu, sağı, solu...
el değmemiş ruh mezarlığı...
düşün...
her gece parıltılarıyla karanlığı bölen ay ve yıldızlar ya da özgürlükleriyle böbürlenen kanatlılar veya heyecan uyandıran güzelliklerine rağmen herşeyin "güzellik" olmadığını soludukları havayı bırakırken canlarını da bırakarak ilan eden kelebekler değil buranın sahibi. onlar burada sadece misafir, oyuncu, arkadaş, anı kahramanları, mezar sahipleri... kendilerine tanınan sürede, kendilerine vadedilen bu alanda gösterilerini sunan hatıralar onlar.
düşün ki yıldız kayar...
ne kadar ruh varsa oynaşan, hepsi mezarına kapanır.
günse bencildir! geceyi, geceyle beraber ayı, yıldızları öldürür güneşini doğurmak için. aynı gün heveslendirir kuşları, yollarını aydınlatır terk etmeleri için bu çayırı. gün bencilce davranır; yeniler bu herşeyi, bitirir ve başlatır bu dansı, tanımadığı ruhlar salar çayırın üstüne, "tanışın" der; bencildir işte!
ve yeni güne kadar, yeni ruhlarla dans başlar.
yazın sıcağıyla kavurduğu ne varsa, yaza olan "daha çok yakar uslu duralım" düşüncesi yüzünden ancak sonbaharda rengini atmaya başlamış.
cennetin sararmış elbisesi gibi bir çayır olsun bu; ucu görünmeyen; başı, sonu, sağı, solu...
el değmemiş ruh mezarlığı...
düşün...
her gece parıltılarıyla karanlığı bölen ay ve yıldızlar ya da özgürlükleriyle böbürlenen kanatlılar veya heyecan uyandıran güzelliklerine rağmen herşeyin "güzellik" olmadığını soludukları havayı bırakırken canlarını da bırakarak ilan eden kelebekler değil buranın sahibi. onlar burada sadece misafir, oyuncu, arkadaş, anı kahramanları, mezar sahipleri... kendilerine tanınan sürede, kendilerine vadedilen bu alanda gösterilerini sunan hatıralar onlar.
düşün ki yıldız kayar...
ne kadar ruh varsa oynaşan, hepsi mezarına kapanır.
günse bencildir! geceyi, geceyle beraber ayı, yıldızları öldürür güneşini doğurmak için. aynı gün heveslendirir kuşları, yollarını aydınlatır terk etmeleri için bu çayırı. gün bencilce davranır; yeniler bu herşeyi, bitirir ve başlatır bu dansı, tanımadığı ruhlar salar çayırın üstüne, "tanışın" der; bencildir işte!
ve yeni güne kadar, yeni ruhlarla dans başlar.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)