30 Mayıs 1975 Cuma
her gün bir gidiş hevesiyle uyanmalar başladı. dönsem dursam günlerce, bilmediğim yerlerde. ne olur? fark ettim ki dualar da bir işe yaramıyor. belki de yanlış kelimelerdeyim. ve tabi kararmış taşların önünden geçerken, işte bir anlık nefes ya bu, gidesi var. ne önemi var?
hangi dua iyi eder bu ruhu?
hangi dua iyi eder bu ruhu?
15 Mart 1975 Cumartesi
kayıp mayıs
nisan heyecanlandırıyor. bu sefer de kışı sevemedim. olmayacak hayallerden, kışın kasvetinden kaçmak için nisan'da gözüm.
15 Şubat 1975 Cumartesi
"toprak kokusunu duyuyorlar mı?"
eski, bazısı kırılmış, devrilmiş, kimsesiz mezar taşlarının yanında yeni mermerler, siyah dualarla ve unutulana kadar dimdik kalacaklar. aceleyle giden trenin camı alıyor onu. "gel!"diyor koku. "huzurla uyuturum seni, gel." başını çeviriyor kız, korkuyor, "henüz değil."
umut dolu şarkılarla danslar etmek var adım adım.
aklının köşesine yapışıp kalmış anılardan onun olanlar her rüyada, karanlıkta, yazın sıcağında, kışın ayazında hortlayacak mı? öğrenmek için daha kaç kere uyumalı? büyümesi için daha kaç yalan onu tökezleyecek? acıdan kıvranmadan mavi giyebilecek mi? sorular, telaşlar, zaman; zaman, telaşlar, sorular; telaşlar... alın götürün tüm bunları, örtün toprakla!
kar soğuğuna rağmen gri şapkayı takmamıştı akşam. onundu ya da onundu, o vermişti ona, adam. taşlarda isimler ararken "artık aynalarla, duvarlarla, gri şapkayla konuşulmayacak!" diye geçirdi içinden, her kimse unutulur belki ya da taşlara yazılı isimler gibi o da zamanla seçilmez belki. adam.
eski, bazısı kırılmış, devrilmiş, kimsesiz mezar taşlarının yanında yeni mermerler, siyah dualarla ve unutulana kadar dimdik kalacaklar. aceleyle giden trenin camı alıyor onu. "gel!"diyor koku. "huzurla uyuturum seni, gel." başını çeviriyor kız, korkuyor, "henüz değil."
umut dolu şarkılarla danslar etmek var adım adım.
aklının köşesine yapışıp kalmış anılardan onun olanlar her rüyada, karanlıkta, yazın sıcağında, kışın ayazında hortlayacak mı? öğrenmek için daha kaç kere uyumalı? büyümesi için daha kaç yalan onu tökezleyecek? acıdan kıvranmadan mavi giyebilecek mi? sorular, telaşlar, zaman; zaman, telaşlar, sorular; telaşlar... alın götürün tüm bunları, örtün toprakla!
kar soğuğuna rağmen gri şapkayı takmamıştı akşam. onundu ya da onundu, o vermişti ona, adam. taşlarda isimler ararken "artık aynalarla, duvarlarla, gri şapkayla konuşulmayacak!" diye geçirdi içinden, her kimse unutulur belki ya da taşlara yazılı isimler gibi o da zamanla seçilmez belki. adam.
17 Kasım 1974 Pazar
12 Kasım 1974 Salı
ölüyorum yalnızlığından. buz gibi sessizliğin vuruyor yüzüme, sonra, bilmem kaç saat sonra...
son günleri yaşıyor gibiyim. nefes nefese kalıyorum. daha çok, daha çok; her şey ne de farklı, ne kadar renkli, ben neredeyim?
ilk defa zamanın önünü kesmek için koşmuyorum. geçmesin gitmesin. nereye gidiyor ki, gidiyor mu ki?
ellerim mi kanıyor yoksa?
sonra birde...
boş evlerden korkuyorum.
her duvarda ben.
kanıma giren ben.
bilmem kaç saat sonra, yine ben.
görünmeyen köşelerden gülümseyen.
son günleri yaşıyor gibiyim. nefes nefese kalıyorum. daha çok, daha çok; her şey ne de farklı, ne kadar renkli, ben neredeyim?
ilk defa zamanın önünü kesmek için koşmuyorum. geçmesin gitmesin. nereye gidiyor ki, gidiyor mu ki?
ellerim mi kanıyor yoksa?
sonra birde...
boş evlerden korkuyorum.
her duvarda ben.
kanıma giren ben.
bilmem kaç saat sonra, yine ben.
görünmeyen köşelerden gülümseyen.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)